Sessizlik
- Gamze Dönmez
- 3 Şub 2025
- 1 dakikada okunur
İki kişi sohbet ederken ya da kalabalık bir grupta bazen anlık sessizlikler olur. Bazılarımız bu sessizliği sakince karşılar, bazılarımız ise hemen bozmak ister. Bu ‘rahatsız edici’ sessizliği dolduracak sözler bulunamadığında ise ‘kız doğdu’ ya da ‘biri öldü’ denilerek bozulur sessizlik. Sanki kelimeler, ancak önemli bazı yaşantılarda duraksayabilir gibi.
Kimi, başkalarının gözündeki imajına takılıp ‘sıkıcı’ olmamak için telaşlanır, kimi ise bu rahatsızlık hissini tam olarak tanımlayamaz. Eğer kişi, kimliğini ve değerini başkalarının bakışlarına ya da ilişkilerine göre şekillendiriyorsa, sessizlik korkutucu hale gelir. Çünkü sessizlik anları, kişiyi kendisiyle yüzleşmeye davet eden bir boşluk yaratır. Eğer kişinin iç dünyasında işlenmemiş duygular, anlamlandıramadığı kaygılar varsa bu durum rahatsızlık verici olabilir. Sessizlik, kişinin içsel dünyasına dair kaçtığı şeyleri ona geri yansıtır.
Bu boşluğa tahammül edemeyen kişiler, sürekli konuşma ihtiyacı hissedebilir, başkalarından gelen uyarıcılara bağımlı hale gelir, belirsizliği tolere etmekte zorlanır ve içsel yalnızlık duygusunu dışarıdan gelen etkileşimlerle bastırmaya çalışır.
Öte yandan, içsel kaynakları zengin olan kişiler için bu boşluklar daha farklı bir anlam taşır. Tutarlı bir benlik algısına sahip kişinin benlik değeri, dış faktörlerden bağımsız ve olabildiğince sabittir. Yalnızlıkla baş etme kapasitesi gelişmiştir. Kim olduğunu, neyi sevdiğini, neye inandığını bilir ve bunlar arasında uyumlu bir ilişki kurar. Bu da kişide içsel bir denge yaratır ve yaşamda karşılaşılan zorluklar karşısında daha sağlıklı bir başa etme becerisi gelişir. Bu denge, benlik ile dış dünya arasında sağlam bir bağ kurar.
Hayatın içinde kendimize dönüp bakabileceğimiz pek çok an vardır. Bu anlar belki kalabalıkların içinde, belki de tek başımıza bir sessizliğin içinde beliriverir.
Eğer kendimize bakmaya cesaret edebilirsek bir şeyleri fark edebilir, anlayabilir ve en önemlisi değiştirebiliriz.


Yorumlar